28 Şubat 2010 Pazar

Bolu'da mangal ve hamam keyfi...


Haftasonuna keyifli bir yemekle Pizzeria Pidos'ta başlayınca, devamı da keyifli geçti... Cumartesi sabah arkadaşlarımız Aslı ve Okan'la düştük yollara. İstikamet Bolu'ydu.

Kahvaltımızı, Sapanca'da Şenay Abla'nın Mutfağı'nda; birbirinden lezzetli gözlemeler ve çiğ börekle yaptıktan sonra, öğleden sonra Bolu'da Karacasu Küçük Kaplıca Tesisleri'ne yerleştik. İki katlı küçük dublex bir dairede, kocamaaan bir küveti olan hamam-banyosu, oturma odası mutfağı ve iki yatak odası ile haftasonumuz için biçilmiş kaftandı.

Bolu Migros'tan yapılan alışverişimizin ardından, portatif mangalımız ve etlerimizle kendimizi Gölcük'e attık. Geçen yıl Abant'ı da görmüş olan ben, Gölcük'ü başka bir sevdim. Daha küçük, yanlız bir gölcük işte. Nasıl sevmiyim?

Gittiğimizde 3-5 aile kalmıştı zaten, biz ayrılırken neredeyse hava karardığından kimsecikler yoktu. Sessiz keyifli masalımsı manzaralı ve lezzeti içinde saklı bir öğleden sonraydı.

Akşam, erkekler otelde bilardo ve masa tenisi oynayarak çocukluk günlerine döndü; biz hanımlar çay içtik tavla oynadık. Saat 10 olduğunda herkes yorgunluktan salonda birer koltukta sızmıştı:)

Sabah başka bir heyecanla uyandık erkenden. Saat 7'de termal hamama kimseler girmeden gitmeliydik. Fakat planlar suya düştü, 7:30 da gitmemize rağmen oldukça kalabalıktı hamam. Aslı'yla memleketimden teyze manzaraları ile dolu hamamda, gülüşe gülüşe yıllanmış kirlerimizden arındık:) Hamamcı teyzenin maharetli ellerine bıraktık kendimizi. Bayıltan sıcak ve neme dayanabildiğimiz kadar dayandık.

Otelde kahvaltımızı yapıp yine düştük yollara Yedigöller'e gitmek için; ama ne yazık, kar yolları kapatmış, yolun yarısından geri dönmek zorunda kaldık:( Bolu'ya gitmek için bir sebep daha...

Güzel bir haftasonu geçirdik, bir daha ne zaman hamama giderim bilmem; ama gördüğüm yeşil tonları ve güzelim ağaçların büyüsü eminim beni bir daha çağırır.

Kısaca Bolu'ya bir daha gidilir:)

Taksimde pizza ve şarap - Pizzeria Pidos

Bu cuma, eski bankamın bana kazandırdığı nadide insanlardan biri; Diğdoş'um ve eşi Serhad'la beraber ailece Taksim'deydik.
Konuşacak çok şey vardı, Dilek'cim de gelecekti ama hastalandı cuma günü ve bizi yalnız bıraktı...Buradan okur ve kıskanır, bi daha buluşma günlerinde hastalanmaz umarım, tekrar geçmiş olsun arkadaşım:)
Pizzeria Pidos Diğdem'in fikriydi, biz Murat'la daha önce hiç gitmemiştik. Hatta Gümüşsuyu'nda tek yemek mekanımız caddenin başındaki Gezi Pastanesiydi. İkinci mekanımız Pidos oldu.
Loş ışıklı, sıcak bir mekan Pizzeria Pidos. Yeri de Gümüşsuyu'na girince meydandan, sağda Beşiktaş dolmuşlarının kalktığı yerin tam arkasında. Hani bir Çin lokantası vardır, kocaman kapılı. İşte onunla aynı sırada, daha aşşağıda...
Herkes pizza yedi, ben risotto yedim deniz mahsüllü. Pizzalar çok beğenildi. Risottayı ilk defa dışarıda denedim, normalde Home TVden öğrendiğim şekilde evde yapıyordum. Aslında becerebiliyor muyum bir bakiyim diye yedim. Becerdiğimi gördüm, evde yapmaya devam. Ama deniz mahsüllüsü değişikti; midye, karides, kalamar vardı içinde. Evde yapmak zor.
Fiyatlar uygundu. Pizza Hut, Dominos yerine; muhabbet etmek için gidilecek, hem de süper pizza yenebilecek bir yer. Tabii ki diğer İtalyan tarzı yerler gibi, makarnalar da menüde önemli yer kaplıyor.
Beni Taksim ürkütüyor artık geceleri, o kalabalığa girmek istemiyorum hiç. Pizzeria Pidos, kalabalıklara girmeden, beklentilerimi karşılar gibi gözüküyor.
Tavsiye ederim.

15 Şubat 2010 Pazartesi

Sunset.Gittim.Beğendim.

Eveeet, sonunda işe girdim...
Sabah 6 buçukta uyanmalar, uyku mahmuru kıyafet denemeceler, servise yetişirken atılan deparlar, lastik üstü kısa kestirmeler, poğaça simit kahvaltılar .... ve daha bir sürü şey hayatıma hoşgeldi:)
Uzun bir aradan ve nerdeyse kafayı yiyor oluşumun ardından bu iş ilaç gibi geldi. Eve ekmek getirmemenin verdiği suçlulukla alamadığım ama aklımda yer eden bir sürü şeyi (ev eşyası- kıyafet- geresiz nesneler...) son üç haftadır atıyorum sepete:)
E yeni iş yeni heyecan, kutladık ettik vs. 3-5 hafta sonra herşey başlar yine monotonluğa... Ama önemli olan sanırım, haftaiçi nolursa olsun, haftasonunu coşku ile geçirmek, zevk almak her dakikasında, boşa harcamamak, yeni şeyler denemek, gezmek tozmak yemek içmek...
Umarım iş hayatımın bu dönemi beklediğim gibi geçer ve haftasonlarım da bi o kadar şenlikli olur ki ben de bu blogu amacına uygun şekilde donatırım resimler ve gezilerle...
Ve işte işe döndükten sonra keşfettiğim son yer; dün canımın içi kocamın beni sevgililer günü şerefine götürdüğü Sunset'ti...
Sunset Grill&Bar, Ulus'ta boğazı ayak altına alan inanılmaz bir manzaraya sahip. Servis ve kalite 5 yıldızlı. E herşey böyle olunca fiyatlar tavanda. Bu durumda da ülkemin tüm kalantorları ensesi kalınları mekanda:) hehe:)
Hakikaten etrafta Aşk-ı Memnu vari bir kalabalık vardı:) Kadınlar son derece şık, erkekler(gömleğini göbeğine kadar açan delikanlı hariç) çok beyefendi görünüyordu.
Sunset'tin Japon şefi Takemura lezzetli suşileri ve deniz mahsüllerinden oluşan yemekler sunuyor, diğerher türlü tat da menüde var. Biz dört kişi gidip her birimiz farklı yemekler söyleyip hepsini tattık. Zaten Takemura da lezzet paylaşımını öneriyormuş, menüde bile yazıyodu:) Benden tavsiye başlangıç olarak Karides Tempura, ana yemek olarak ördek başarılıydı ama aklım Morina'da kaldı:) Tatlı olarak da Çikolatalı sufle... Şarabımız da California'dandı.
Kısaca, benim için, yılda bir kere gidilebilecek, ambiyansı hoş, yemekleri lezzetli, servisin mükemmel olduğu bir mekandı. Seneye yine gider miyim? Sanmam, bunun yerine aynı ayarda başka bir yeri denemek daha hoşuma gider.
Bir de tavsiye; hava tam kararmadan gitmeli, kararınca camdan yansıyo görüntüler, manzaranın tadı kaçıyo...
Fotoğrafları ekleyemeyecek kadar tembelim... Ama webden bir foto buldum işte...








İşte Sunset.
Gittim.
Beğendim. :)






















28/02/2010: Tembelliğim sona erdi. İşte bizden bir foto...