Bolu'da mangal ve hamam keyfi...


Haftasonuna keyifli bir yemekle Pizzeria Pidos'ta başlayınca, devamı da keyifli geçti... Cumartesi sabah arkadaşlarımız Aslı ve Okan'la düştük yollara. İstikamet Bolu'ydu.

Kahvaltımızı, Sapanca'da Şenay Abla'nın Mutfağı'nda; birbirinden lezzetli gözlemeler ve çiğ börekle yaptıktan sonra, öğleden sonra Bolu'da Karacasu Küçük Kaplıca Tesisleri'ne yerleştik. İki katlı küçük dublex bir dairede, kocamaaan bir küveti olan hamam-banyosu, oturma odası mutfağı ve iki yatak odası ile haftasonumuz için biçilmiş kaftandı.

Bolu Migros'tan yapılan alışverişimizin ardından, portatif mangalımız ve etlerimizle kendimizi Gölcük'e attık. Geçen yıl Abant'ı da görmüş olan ben, Gölcük'ü başka bir sevdim. Daha küçük, yanlız bir gölcük işte. Nasıl sevmiyim?

Gittiğimizde 3-5 aile kalmıştı zaten, biz ayrılırken neredeyse hava karardığından kimsecikler yoktu. Sessiz keyifli masalımsı manzaralı ve lezzeti içinde saklı bir öğleden sonraydı.

Akşam, erkekler otelde bilardo ve masa tenisi oynayarak çocukluk günlerine döndü; biz hanımlar çay içtik tavla oynadık. Saat 10 olduğunda herkes yorgunluktan salonda birer koltukta sızmıştı:)

Sabah başka bir heyecanla uyandık erkenden. Saat 7'de termal hamama kimseler girmeden gitmeliydik. Fakat planlar suya düştü, 7:30 da gitmemize rağmen oldukça kalabalıktı hamam. Aslı'yla memleketimden teyze manzaraları ile dolu hamamda, gülüşe gülüşe yıllanmış kirlerimizden arındık:) Hamamcı teyzenin maharetli ellerine bıraktık kendimizi. Bayıltan sıcak ve neme dayanabildiğimiz kadar dayandık.

Otelde kahvaltımızı yapıp yine düştük yollara Yedigöller'e gitmek için; ama ne yazık, kar yolları kapatmış, yolun yarısından geri dönmek zorunda kaldık:( Bolu'ya gitmek için bir sebep daha...

Güzel bir haftasonu geçirdik, bir daha ne zaman hamama giderim bilmem; ama gördüğüm yeşil tonları ve güzelim ağaçların büyüsü eminim beni bir daha çağırır.

Kısaca Bolu'ya bir daha gidilir:)

Taksimde pizza ve şarap - Pizzeria Pidos

Bu cuma, eski bankamın bana kazandırdığı nadide insanlardan biri; Diğdoş'um ve eşi Serhad'la beraber ailece Taksim'deydik.
Konuşacak çok şey vardı, Dilek'cim de gelecekti ama hastalandı cuma günü ve bizi yalnız bıraktı...Buradan okur ve kıskanır, bi daha buluşma günlerinde hastalanmaz umarım, tekrar geçmiş olsun arkadaşım:)
Pizzeria Pidos Diğdem'in fikriydi, biz Murat'la daha önce hiç gitmemiştik. Hatta Gümüşsuyu'nda tek yemek mekanımız caddenin başındaki Gezi Pastanesiydi. İkinci mekanımız Pidos oldu.
Loş ışıklı, sıcak bir mekan Pizzeria Pidos. Yeri de Gümüşsuyu'na girince meydandan, sağda Beşiktaş dolmuşlarının kalktığı yerin tam arkasında. Hani bir Çin lokantası vardır, kocaman kapılı. İşte onunla aynı sırada, daha aşşağıda...
Herkes pizza yedi, ben risotto yedim deniz mahsüllü. Pizzalar çok beğenildi. Risottayı ilk defa dışarıda denedim, normalde Home TVden öğrendiğim şekilde evde yapıyordum. Aslında becerebiliyor muyum bir bakiyim diye yedim. Becerdiğimi gördüm, evde yapmaya devam. Ama deniz mahsüllüsü değişikti; midye, karides, kalamar vardı içinde. Evde yapmak zor.
Fiyatlar uygundu. Pizza Hut, Dominos yerine; muhabbet etmek için gidilecek, hem de süper pizza yenebilecek bir yer. Tabii ki diğer İtalyan tarzı yerler gibi, makarnalar da menüde önemli yer kaplıyor.
Beni Taksim ürkütüyor artık geceleri, o kalabalığa girmek istemiyorum hiç. Pizzeria Pidos, kalabalıklara girmeden, beklentilerimi karşılar gibi gözüküyor.
Tavsiye ederim.

Sunset.Gittim.Beğendim.

Eveeet, sonunda işe girdim...
Sabah 6 buçukta uyanmalar, uyku mahmuru kıyafet denemeceler, servise yetişirken atılan deparlar, lastik üstü kısa kestirmeler, poğaça simit kahvaltılar .... ve daha bir sürü şey hayatıma hoşgeldi:)
Uzun bir aradan ve nerdeyse kafayı yiyor oluşumun ardından bu iş ilaç gibi geldi. Eve ekmek getirmemenin verdiği suçlulukla alamadığım ama aklımda yer eden bir sürü şeyi (ev eşyası- kıyafet- geresiz nesneler...) son üç haftadır atıyorum sepete:)
E yeni iş yeni heyecan, kutladık ettik vs. 3-5 hafta sonra herşey başlar yine monotonluğa... Ama önemli olan sanırım, haftaiçi nolursa olsun, haftasonunu coşku ile geçirmek, zevk almak her dakikasında, boşa harcamamak, yeni şeyler denemek, gezmek tozmak yemek içmek...
Umarım iş hayatımın bu dönemi beklediğim gibi geçer ve haftasonlarım da bi o kadar şenlikli olur ki ben de bu blogu amacına uygun şekilde donatırım resimler ve gezilerle...
Ve işte işe döndükten sonra keşfettiğim son yer; dün canımın içi kocamın beni sevgililer günü şerefine götürdüğü Sunset'ti...
Sunset Grill&Bar, Ulus'ta boğazı ayak altına alan inanılmaz bir manzaraya sahip. Servis ve kalite 5 yıldızlı. E herşey böyle olunca fiyatlar tavanda. Bu durumda da ülkemin tüm kalantorları ensesi kalınları mekanda:) hehe:)
Hakikaten etrafta Aşk-ı Memnu vari bir kalabalık vardı:) Kadınlar son derece şık, erkekler(gömleğini göbeğine kadar açan delikanlı hariç) çok beyefendi görünüyordu.
Sunset'tin Japon şefi Takemura lezzetli suşileri ve deniz mahsüllerinden oluşan yemekler sunuyor, diğerher türlü tat da menüde var. Biz dört kişi gidip her birimiz farklı yemekler söyleyip hepsini tattık. Zaten Takemura da lezzet paylaşımını öneriyormuş, menüde bile yazıyodu:) Benden tavsiye başlangıç olarak Karides Tempura, ana yemek olarak ördek başarılıydı ama aklım Morina'da kaldı:) Tatlı olarak da Çikolatalı sufle... Şarabımız da California'dandı.
Kısaca, benim için, yılda bir kere gidilebilecek, ambiyansı hoş, yemekleri lezzetli, servisin mükemmel olduğu bir mekandı. Seneye yine gider miyim? Sanmam, bunun yerine aynı ayarda başka bir yeri denemek daha hoşuma gider.
Bir de tavsiye; hava tam kararmadan gitmeli, kararınca camdan yansıyo görüntüler, manzaranın tadı kaçıyo...
Fotoğrafları ekleyemeyecek kadar tembelim... Ama webden bir foto buldum işte...








İşte Sunset.
Gittim.
Beğendim. :)






















28/02/2010: Tembelliğim sona erdi. İşte bizden bir foto...

Süreyya Operası'nda La Traviata...


Geçen gün Kadıköy'de klasik cuma günü takılmacamı yaparken, bir de baktım solumda Süreyya Operası, daldım içeri. Ne var ne yok bakındım, konser, oyun, v.s. Gözüme "La Traviata" ilişti. Bir kez, yedi yıl önce, AKM'de arkadaşımın yakın arkadaşı opera oyuncularından biri olduğundan en önde izlemiştik "La Boheme"i... Konusunu şu an hatırlayamasam da, sahneden ve kostümlerden etkilenmiştim. Sisli bir sahnede, dumanlar kaplamıştı salonu, sanki ben de oynuyormuşum gibi hissetmiş, müziğe kaptırmıştım kendimi. İşte bu hisler içinde, dedim ki Murat da yaşasın bu deneyimi. La Traviata'nın modern bir yorumu olarak sunulan opera için, Murat'ın telefondaki off poffları arasında aldım iki bilet:)

Ne mi oldu?

Ben modern yorumu tutmadım sanırım. "Sen ne anlarsın" deseniz yeridir. Ama ne biliyim, AKM'deki oyunla kıyasladığımda, Verdi'nin 19. yy da bestelediği o zamanlara geri dönüşü yaşamadım. Oyunu ve müzüği yaratan kişinin gözüyle bakamadım modern sahne ve kostümlerle oyuna...AKM tekrar açılana ve ben La Traviata'nın konusunu unutana kadar tekrar operaya gitmem herhalde:) Bir yedi yıl daha...:)

Ama siz gidin, fikir sahibi olun... Üstelik sinemadan ucuz ve devlet opera balesinin gelişmek için desteğe ihtiyacı var...

İyi seyirler...

Privato Cafe @ Galata ve Eski Beyrut


Bu cuma malum yılbaşı toplaşmaları maksatlı, Murat'ın işyerinden arkadaşlarıyla Galata'daydık. Ben ilk kez gittim Galata'ya, valla bilsem daha önce giderdim. Gece atmosfer muazzamdı, ışıltılı bir meydan, ufak cafe-bistrolar, içinde şaraplarını yudumlayan Türkü yabancısı insanlar, Beyoğlu'na yakın...Daha n'olsun...

Bizim Galata mekanımız "Privato Cafe"ydi. Çingeneler Gecesi adı altında, açık büfe mezeler, sınırsız içki, sıcak olarak da köfte ve tavuk vardı. Şarkılar türküler, göbek halay karışımı, kadeh tokuşturmaları, kahkahalarla dolu hoş bir akşamdı.

Mekanı 12 gibi terk ederken, dedik bu gece böyle bitmeeezzz... Kanı kaynayan birkaç çift olarak aktık Beyoğlu gecelerine:)

En son üniversitede gittiğim "Eski Beyrut"a gittik. Yıllanmış kurtlarımı döktüm sanırım:) Çok keyifli bir geceydi. Gözlerimi kapattım, Beyrut döndü, müzik çaldı, ben eğlendim...

Happy Moon's Cafe @ Bagdat Caddesi


Bu pazar öğle-akşam arası yemeğimizi, geleneksel cadde mekanımız "Happy Moon's" ta yedik.

Happy Moon's; Murat'la benim "bu sokakta ne varmış?" diyerek keşfettiğimiz, leziz ve bol kepçe yemekleri olan huzurlu mekan...Kadıköy Bahariye'de Boğa'dan çıkarken sağda, bir de Fenerbahçe'de şubesi var. Biz Şaşkınbakkal'da Özsüt'le Derimod'un arasından girerek ulaşılan Happy Moon's u tercih ediyoruz.

Menü çok çeşitli; pizzadan mexico mutfağına, dürümden makarnaya herşey var. Ben özellikle quesadilla ve fajitaların hastasıyım:)

Fiyatlar Kırıntı'dan ucuz ama kalite eş değer. Ortam sakin, servis gayet iyi... Evde yemek isterseniz yemeksepeti.comdan da sipariş verebilirsiniz.

Mutlaka deneyin...

P.S. Yemekten sonra CKM'de bu ay vizyona giren ramantik komedi "Couples Retreat"i izledik, eğlendik. Tam pazar akşamı filmiydi. Bora Bora manzarasında huzur bulduk, eşlerin didişmeleri ile kıkırdadık. Ve herkesin karnına bir yumruk gibi çöken pazartesiyi karşılamaya hazırlandık...Evde DVDden de izlenebilir; benim çok sevdiğim Vince Vaughn, Sex&TheCity'nin Charlotte'u Kristin Davis, başka dizi ve filmlerden tanıdık yüzler ve efsane Jean Reno oynuyor.

P.S.(2) Asıl film "Avatar" :) Sakın kaçırmayın. 10 gündür vizyonda. Hayatımda izlediğim en güzel filmlerdendi. 3 boyutlu olması sizi filmin içine çekiyor. Görsellik inanılmaz, ayrıca anlamlı da bir film. İnsaoğlu'nun yokediciliğine lanet ediyorsunuz filmden çıkarken...İyi seyirler...

Riva ve CKM

Wauuw.. 1 aydır yazmıyormuşum. Aslında baya gezdik tozduk, ama daha çok ev ziyaretleri ve alışveriş merkezi turları yaptık sanırım. Kış işte...

Fotoğraf makinasındaki resimleri indirdim bugün ve son aya baktığımda bahseceğim yer Riva olmalı diye düşündüm.

Riva, İstanbul'un Anadolu yakasında (Beykoz'a bağlı), Karadeniz'e kıyısı olan bir belde. Polonezköy'e giderken, sağa dönmeden düz devam ederseniz 20 dk sonra Riva'da oluyorsunuz. Riva merkez minnacık bi yer. Güzel kumlu bir plajı var. Ama deniz her zaman dalgalı, üstelik Riva ve civar koylarda deniz içindeki kuyular boğulma olaylarına debep oluyormuş.

Özellikle 3. köprü mevzuları sonrasında arazi fiyatları tavan yapmış. E İstanbul'a çok yakın, Doğu Karadeniz misali yemyeşil, havası denizle karışık yeşil kokusu...Daha n'olsun...Birçok ünlünün, hatta yabancıların arsa aldığı söyleniyor Riva'dan...

Acarkent gibi lüks ve manzaralı siteler var Riva yolunun iki yanında... Riva'ya girerken sağda Futbol Federasyonunun tesisi var, Milli Takımın kamp yaptığı.

Peki biz ne yaptık bir pazar günü Riva'da? Sıcak havalarda mangala gidenler olurmuş, ama biz hafif yağmurlu bir günde balık yemek için gittik ve çok memnun kaldık. Tam plajın solunda, derenin yanında bir balık restoranı var. Adı sanırım "İskele Restaurant"dı. Her pencereden deniz, dere.. bir su parçası görünüyor, süper bir yer... Balıklar, mezeler çok leziz, ilgi-alaka memnun ediciydi. Hava soğuk olduğundan biz yemekten sonra şehre döndük, ama güzel havalarda bütün bir öğleden sonra Riva'da geçirilebilir. Havası çarpıyo İstanbul'dan sonra, O2 sarhoşu yürüyüş yapmak güzel olur:)



Günün kalanını ev yakınlarında geçirdik. Bizim geleneksel sinema mekanımız olan Caddebostan Kültür Merkezi yani CKM'ye uğradık ve cadedeye yürüyüş yaptık.

CKM, Bağdat Caddesine yakın oturanların kurtarıcısı aslında. Sinema(AFM), tiyatro ve gösteriler, sergi, D&R ve Hayal Kahvesi var. Kahveni iç, filmini izle, çıkışta D&R'da takıl, acıktıysan yemeğini ye, eve dön. All in one, ama AVM'ler gibi kalabalık ve havasız değil. Sakin, ferah...

Tavsiye ederim...

Gundemim: Saglik ve beslenme!

Birkac aydir evin keyfini suruyorum. Keyif suruyorum derken abarttim... vakit bol olunca yapilan pastalar, aksam can cekince kavrulan helval...