Organikanyon

Organikanyon Kanyon'un yeni açılan organik pazarı...Her cuma Kanyon'un en alt katında, Starbucks'ın önünde kuruluyor.

Ben her cuma şöyle bir bakıyorum ne var ne yok diye. Her hafta yöresinden, tam da olması gerektiği gibi mevsiminde taptaze ürünler oluyor. Ayrıca organik giysiler (bugün çok şeker zıbınlar vardı), temizlik ürünleri, undan bala , peynirden yoğurda, baharattan çaya ne ararsanız var. Tüm ürünlerin sertifikaları asılı duvarlarda.

Ben geçen hafta biber aldım, cumartesi kahvaltıda yedik çıtır çıtır:) Bebeği çorba içmeye yeni başlayan arkadaşlarım doktor tavsiyesi ile organik sebze çorbası yapmak için alışveriş yapıyorlar buradan.
Cuma günleri Levent'e yolu düşenlere, plazalarda çalışıp doğala hasret yaşayanlara şiddetle tavsiye ederim.

Evde ekmek denemelerim


Çalışmadığım dönemde evde en çok vakit geçirdiğim yer mutfaktı. Küçük ama sevimli mutfağımda Home TV şeflerinden öğrendiğim farklı tatları denedim; yedim, yedirdim, eğlendim.

Çalışmaya başlayınca durum tersine döndü tabii. Artık en çok su içmek için giriyorum mutfağa:)

Yine de bazen hamaratlığım tutmuyor değil. Hele kocacım benden bir şey istesin, atarım kendimi mutfağa dayanamam. Ne de olsa ben, gecenin köründe yumurta kırılan, helva kavrulan, arabaşı yenen Çalıkuşu ailesinin neferiyim:)

Nitekim böyle günlerden bir gün, dün akşam tam da ayacıklarımı uzatmış TV önüne kurulmuşken, Murat "Ceylan, bi ekmek yap da yarın işe götüreyim sabah taze taze" dedi. Bir süre önce denedim ilk kez evde ekmek yapmayı, öyle ekmek makinem falan da yok. Sinangil'in tam tahıllı ekmek unundan yapmıştım, tam tetamatıyla olmuştu ekmeğim. Bunun bir şans olmadığını dün geceki başarılı süreç sonunda pofur pofur kabaran ekmeğimle de görmüş oldum:)

Bir dahaki sefere, bu öğlen Kanyon Sosa'da lezzetine doyamadan yediğim zeytin tadında ekmeklerden yapmayı düşünüyorum. Sanırım içine biraz zeytin yağı ve zeytin ezmesi ile bu işi kotarırım...

Siz de benim gibi ekmeksiz doymayanlardansanız, bir de kendi ekmeğinizi deneyin derim...

Afiyet olsun...

Kireçburnunda balık ziyafeti...


Geçenlerde havanın sıcak olduğu bir pazar, Kanyon'da Caz Havası'nda Kerem Görsev'i dinledikten sonra, kuzen Gülşah ben ve Murat sahilde balık yiyelim dedik. Sahilde İstinye'den itibaren bildiğim tüm lezzet duraklarını arabayı park edecek yer bulamamız nedeniyle geçtiğimizden, son şansımız olan Kireçburnu'na geldiğimizde arabayı denize atıp yemek yemeye koşacak kadar açtık:)
Hazır aklıma Yeşim Ablam'ın bizi yıllar önce götürdüğü Tarihi Ali Baba Balık Lokantası da gelmişken, kocacım sonunda bir park yeri buldu ve geçmişte damağımda iz bırakan bu yeri tekrar keşvettik.
Açık hava iştahımızı iyice açtı, kuzenciğimle muhabbet eşliğinde balıklar boğazımızdan yuvarlandı. Balığımız çok lezzetli ve tazeydi. Ayrıca biz sonradan farkettik ama, meğer otoparkı da varmış lokantanın:) Daha sık tekrarlanması gereken güzel bir Pazar işte böyle geçti.
Balığı çok seven ama benim gibi pişirmeye üşenenlere; ne kadar faydalı olduğunu bir kere daha hatırlatıyor; Kireçburnu'na yolu düşenlere Tarihi Ali Baba Balık Lokantası'nı şiddetle tavsiye ediyorum:)

Vaniköy manzarasında bir akşam...

Bugün bütün gün ev temizliği ve yazlık kıyafetlerin dolaplara yerleştirilmesi ile geçti sayılır. Öğleden sonra biraz işle ilgili mail trafiğinden sonra attık kendimizi dışarı Murat'la...

Spora başlamaya karar verdik, gittik görüştük biyerle...Pazartesi başlıyoruz. Bakalım vucudum kendimi ne zaman toparlayacak; acele etse iyi olur çünkü Murat Michelin lastiğinin karakterine benzetmeye başladı beni:P Gideceğimiz yer Ataşehir'de...My Club diye bir yer...Yorumlarımı haftaya yaparım artık...


İşte bugün tüm bu işlerden sonra deniz kenarına gidip biraz hava alalım dedik. Trafikten kaçmaya çalışarak Murat tarafından geçmişte keşfedilen yollardan geçip kendimizi Vaniköy'e attık. Orası neresi dediğiniz duyar gibiyim, benim de bugüne kadar bi fikrim yoktu. Çengelköy ile Kandilli arasında deniz kenarında bir semtimiz:) Çengelköy tıklımtıkış olunca biraz daha gidelim dedik. Biraz gidince deniz kenarında bir çay bahçesi keşfettik. Adı: Alperenler . Manzara süper, 1. köprüyü tam karşıdan görüyor. Çok kalabalık değil, ikinci sırada bir masaya oturduk. Baskıcı garsonlar yok, birşey içmediğin zaman tepende dikilmiyorlar. İnsanlar ellerinde kitapları, laptopları takılıyorlardı rahat rahat. Biz biraz manzara seyri, biraz sohbet üstüne; birer porsiyon köfteyi mideye indirip, çaylarımızı da hüplettikten sonra, Eurovision izlemek için hızla eve geldik.

Biraz önce bitti performansları. Manga'nın şarkısını naçizane bir dinleyici olarak beğenmesem de, Türkiye'yi güzel şekilde temsil ettiklerini düşünüyorum. Umarım emeklerinin karşılığını alırlar.

Yarın, 30 Mayıs Pazar günü Saat 13'de Kanyon'da Kerem Görsev Trio var. Haberiniz olsun, ben ordayım...

Güzel bir akşam, Eurovision'da iyi bir derece ve güneşli bir Pazar diliyorum herkese:)

Bolu'da mangal ve hamam keyfi...


Haftasonuna keyifli bir yemekle Pizzeria Pidos'ta başlayınca, devamı da keyifli geçti... Cumartesi sabah arkadaşlarımız Aslı ve Okan'la düştük yollara. İstikamet Bolu'ydu.

Kahvaltımızı, Sapanca'da Şenay Abla'nın Mutfağı'nda; birbirinden lezzetli gözlemeler ve çiğ börekle yaptıktan sonra, öğleden sonra Bolu'da Karacasu Küçük Kaplıca Tesisleri'ne yerleştik. İki katlı küçük dublex bir dairede, kocamaaan bir küveti olan hamam-banyosu, oturma odası mutfağı ve iki yatak odası ile haftasonumuz için biçilmiş kaftandı.

Bolu Migros'tan yapılan alışverişimizin ardından, portatif mangalımız ve etlerimizle kendimizi Gölcük'e attık. Geçen yıl Abant'ı da görmüş olan ben, Gölcük'ü başka bir sevdim. Daha küçük, yanlız bir gölcük işte. Nasıl sevmiyim?

Gittiğimizde 3-5 aile kalmıştı zaten, biz ayrılırken neredeyse hava karardığından kimsecikler yoktu. Sessiz keyifli masalımsı manzaralı ve lezzeti içinde saklı bir öğleden sonraydı.

Akşam, erkekler otelde bilardo ve masa tenisi oynayarak çocukluk günlerine döndü; biz hanımlar çay içtik tavla oynadık. Saat 10 olduğunda herkes yorgunluktan salonda birer koltukta sızmıştı:)

Sabah başka bir heyecanla uyandık erkenden. Saat 7'de termal hamama kimseler girmeden gitmeliydik. Fakat planlar suya düştü, 7:30 da gitmemize rağmen oldukça kalabalıktı hamam. Aslı'yla memleketimden teyze manzaraları ile dolu hamamda, gülüşe gülüşe yıllanmış kirlerimizden arındık:) Hamamcı teyzenin maharetli ellerine bıraktık kendimizi. Bayıltan sıcak ve neme dayanabildiğimiz kadar dayandık.

Otelde kahvaltımızı yapıp yine düştük yollara Yedigöller'e gitmek için; ama ne yazık, kar yolları kapatmış, yolun yarısından geri dönmek zorunda kaldık:( Bolu'ya gitmek için bir sebep daha...

Güzel bir haftasonu geçirdik, bir daha ne zaman hamama giderim bilmem; ama gördüğüm yeşil tonları ve güzelim ağaçların büyüsü eminim beni bir daha çağırır.

Kısaca Bolu'ya bir daha gidilir:)

Taksimde pizza ve şarap - Pizzeria Pidos

Bu cuma, eski bankamın bana kazandırdığı nadide insanlardan biri; Diğdoş'um ve eşi Serhad'la beraber ailece Taksim'deydik.
Konuşacak çok şey vardı, Dilek'cim de gelecekti ama hastalandı cuma günü ve bizi yalnız bıraktı...Buradan okur ve kıskanır, bi daha buluşma günlerinde hastalanmaz umarım, tekrar geçmiş olsun arkadaşım:)
Pizzeria Pidos Diğdem'in fikriydi, biz Murat'la daha önce hiç gitmemiştik. Hatta Gümüşsuyu'nda tek yemek mekanımız caddenin başındaki Gezi Pastanesiydi. İkinci mekanımız Pidos oldu.
Loş ışıklı, sıcak bir mekan Pizzeria Pidos. Yeri de Gümüşsuyu'na girince meydandan, sağda Beşiktaş dolmuşlarının kalktığı yerin tam arkasında. Hani bir Çin lokantası vardır, kocaman kapılı. İşte onunla aynı sırada, daha aşşağıda...
Herkes pizza yedi, ben risotto yedim deniz mahsüllü. Pizzalar çok beğenildi. Risottayı ilk defa dışarıda denedim, normalde Home TVden öğrendiğim şekilde evde yapıyordum. Aslında becerebiliyor muyum bir bakiyim diye yedim. Becerdiğimi gördüm, evde yapmaya devam. Ama deniz mahsüllüsü değişikti; midye, karides, kalamar vardı içinde. Evde yapmak zor.
Fiyatlar uygundu. Pizza Hut, Dominos yerine; muhabbet etmek için gidilecek, hem de süper pizza yenebilecek bir yer. Tabii ki diğer İtalyan tarzı yerler gibi, makarnalar da menüde önemli yer kaplıyor.
Beni Taksim ürkütüyor artık geceleri, o kalabalığa girmek istemiyorum hiç. Pizzeria Pidos, kalabalıklara girmeden, beklentilerimi karşılar gibi gözüküyor.
Tavsiye ederim.

Sunset.Gittim.Beğendim.

Eveeet, sonunda işe girdim...
Sabah 6 buçukta uyanmalar, uyku mahmuru kıyafet denemeceler, servise yetişirken atılan deparlar, lastik üstü kısa kestirmeler, poğaça simit kahvaltılar .... ve daha bir sürü şey hayatıma hoşgeldi:)
Uzun bir aradan ve nerdeyse kafayı yiyor oluşumun ardından bu iş ilaç gibi geldi. Eve ekmek getirmemenin verdiği suçlulukla alamadığım ama aklımda yer eden bir sürü şeyi (ev eşyası- kıyafet- geresiz nesneler...) son üç haftadır atıyorum sepete:)
E yeni iş yeni heyecan, kutladık ettik vs. 3-5 hafta sonra herşey başlar yine monotonluğa... Ama önemli olan sanırım, haftaiçi nolursa olsun, haftasonunu coşku ile geçirmek, zevk almak her dakikasında, boşa harcamamak, yeni şeyler denemek, gezmek tozmak yemek içmek...
Umarım iş hayatımın bu dönemi beklediğim gibi geçer ve haftasonlarım da bi o kadar şenlikli olur ki ben de bu blogu amacına uygun şekilde donatırım resimler ve gezilerle...
Ve işte işe döndükten sonra keşfettiğim son yer; dün canımın içi kocamın beni sevgililer günü şerefine götürdüğü Sunset'ti...
Sunset Grill&Bar, Ulus'ta boğazı ayak altına alan inanılmaz bir manzaraya sahip. Servis ve kalite 5 yıldızlı. E herşey böyle olunca fiyatlar tavanda. Bu durumda da ülkemin tüm kalantorları ensesi kalınları mekanda:) hehe:)
Hakikaten etrafta Aşk-ı Memnu vari bir kalabalık vardı:) Kadınlar son derece şık, erkekler(gömleğini göbeğine kadar açan delikanlı hariç) çok beyefendi görünüyordu.
Sunset'tin Japon şefi Takemura lezzetli suşileri ve deniz mahsüllerinden oluşan yemekler sunuyor, diğerher türlü tat da menüde var. Biz dört kişi gidip her birimiz farklı yemekler söyleyip hepsini tattık. Zaten Takemura da lezzet paylaşımını öneriyormuş, menüde bile yazıyodu:) Benden tavsiye başlangıç olarak Karides Tempura, ana yemek olarak ördek başarılıydı ama aklım Morina'da kaldı:) Tatlı olarak da Çikolatalı sufle... Şarabımız da California'dandı.
Kısaca, benim için, yılda bir kere gidilebilecek, ambiyansı hoş, yemekleri lezzetli, servisin mükemmel olduğu bir mekandı. Seneye yine gider miyim? Sanmam, bunun yerine aynı ayarda başka bir yeri denemek daha hoşuma gider.
Bir de tavsiye; hava tam kararmadan gitmeli, kararınca camdan yansıyo görüntüler, manzaranın tadı kaçıyo...
Fotoğrafları ekleyemeyecek kadar tembelim... Ama webden bir foto buldum işte...








İşte Sunset.
Gittim.
Beğendim. :)






















28/02/2010: Tembelliğim sona erdi. İşte bizden bir foto...

Gundemim: Saglik ve beslenme!

Birkac aydir evin keyfini suruyorum. Keyif suruyorum derken abarttim... vakit bol olunca yapilan pastalar, aksam can cekince kavrulan helval...