4 Eylül 2011 Pazar

İsviçre'de 2.5 gün...

Kardeşim Ceren iki arkadaşıyla beraber İnterrail ile Avrupa'yı gezmeye karar verdi. Arkadaşları İtalya'dan başlamak istedi, o ise daha yaz başında İtalya'da olduğu için haspam İsviçre'den başladı, İtalya'da buluştular. Tabi ben de onun bu yanlız başına planladığı birkaç günlük İsviçre planının tam ortasına damladım zevkle:)

Farkında olmadan Zürih'in tüm yıl boyunca en kalabalık olduğu gün olan "Street Parade"in gününü seçtiğimiz için, hiçbir hostelde ve couchsurferda yer bulamadık,  havaalanı yakınında bir otel ayarladık.

 Ceren benden bir gece önce Zurih'e uçtu ve geceyi havaalanında geçirdi ben de sabah 6:30 gibi havaalanındaydım. Hemen merkeze indik trenle. Havaalanından 15 dk sürüyor...

Cumartesi sabahın 7:00 sinde Zürih sokakları bomboştu, sadece sokak partisine hazırlık yapanlar vardı etrafta. (Ve tabii ki Türk dönerciler de vardı:) ) Kahvaltıyı ucuz olsun diye Starbucks'ta yaptık; ama ucuz mu demiştim...pehhh 2 küçük boy kahve ve 2 kruvasana 18 Frank verdik. ( frank=2,4 TL) Her şey Türkiye'nin 2,4 katı pahalı kısaca...Bu bizi epey zorladı tabi:)

İsviçre ulaşımı raylı sistemle çözmüş, İtalya'dan daha düzenli (saatleri saniyesine uyan) ve entegre (otobus, deniz ulaşımı,tramway,tren..) bir ulaşım sistemleri var.


Gelmişken Zurich Zoo'yu gezmeden geçmedik. Tramway'la  şehrin tepelerine çıktık, hayvanat bahçesi orada, gerçekten doğal bir yaşam alanı yaratılmış hayvanlar için... yine de üzücü tabii özgürlük gibi var mı:(

Cumartesi akşam hayvanat bahçesinden sonra merkeze indik ve partiye katıldık. İnanılmaz çılgn tipler vardı, fotograflarını bile çekmeye çekindim ama onlar o şekilde sokağa çıkmaya çekinmemişlerdi:)  Tam tamına bir özgürlük ülkesi diyim ben siz anlayın:) Yine de güzel, kimse kimseye aaaa ooo diye bakmıyor, laf atmıyor...


Yukarıdaki resimlerde yolların kirlendiğini görüyorsunuz, bunlar partinin merkezine giden yollar. Normalde terrrtemiz sokaklar, zaten ertesi gün de nasıl yaptılarsa her yer tertemiz olmuştu yine... Biz de yorgun olmamıza rağmen bir daha nerde böyle bir parti buluruz diye takıldık biraz. Komşu ülkelerden gelenler bile vardı; İtalyanlar, Almanlar falan; min 500,000 kişi geliyormuş party için Zurih'e!
  

 İkinci gün yine bir trene atladık, sayfiye yeri kıvamında göl kenarı bir yerleri hedefledik; Rapperswil'e geldik. Rapperswil'de gül bahçeleri var, onları gezdik. İnsanlar keyifle gölde yüzüyorlardı ama biz fazla vaktimiz olmadığından yeltenmedik. Çok şeker deniz bisikletleri var; bisikletin arkasında denize girmeyi-çıkmayı kolaylaştıran merdiven ve önünde ise çocukları hooopp ziye suya inmesi için bir kaydırak var:) Biz de istiyoruuuuzzz!!!! Ayrıca göl kenarında bir klüpte atlama platformu vardı ve çocuklar en az 5 metreden çift
burgu bir parande ile atlıyorlardı. Bizim niye yüzme olimpiyatlarında pek başarılı olmadığımız ortada sanırım: ağaç yaşken eğilir...

 Sonra dedik ki göl yetmez, biz Heidi gibi kırarda koşmak istiyoruz:) bu sefer bir otobüsle dağlara tırmandık. Veee Feusisberg denen köye gittik. Köy mü dedim?... Allah'ım ben o köyde yaşarım...Aşağıda ve yukarı fotoğraflarını görüyorsunuz. Yemmmyeşil kırların içinde...Mükemmel evler var heryerde....Bir tutam toz zerresi yok sokaklarında, geçen arabaların (ki saatte max 10 araba geçiyor) yarısından fazlası üstü açık Mercedes BMW falandı. Bir evin garajında 2 BMW, 2 motorsiklet 2 bisiklet ve 2 çocuk bisikleti gördüm:) Etrafta yürüyen insan yok. 2 saat geçirdik, 4 insan 2 çocuk gördüm sadece... Ve sürekli Ceren bana aynı soruyu sordu "Abla bizde niye yok:(" çikolatalar püskevitler muhabbeti yaptık sürekli:) Ahh aahhh canım ülkem, daha gidecek çok yolumuz var...


 O gün akşam (Pazar akşamı) Zürih merkezde kiiimmsecikler yoktu. Akşam dediysem 19:00-20:00 falan, yaz akşamı ne beklersin, millet sokaklarda cafelerde sosyalleşsin di mi? Yok öyle birşey, her yer boş. Biz de yemek yedik, biraz gezindik sonra 21:00 gibi otele dönüşe geçtik, 22:00'de hava patladı ve bütün gece yağdı.

İsviçre'de ne yediniz içtiniz derseniz: söylediğim gibi çoookk ama çok pahalıydı. O nedenle İtalya'daki sefamızı süremedik yemek konusunda. Marketten toparladık yiyecekleri, uygun bir manzara bulduk, oturduk yedik sokaklarda:) Kraker arasında Kiri peyniri, yanında portakal suyu, bol bol meyve, çikolata ve kruvasan...


Sabah artık yolculuk vaktiydi, merkeze indik ve Ceren'i Milano'ya götürecek treni bulduk. Sonra uğurladım sevgili kardeşimi. Onun için mükemmel bir deneyim olacak, çok mutluydu...Türlü öğütlerimle başını şişirdim, ablalık yaptım az buçuk:) Saat 11:00'de bindi Ceren trene, ben uçağımın son check-in saati ise 12:00 !! İstanbul'da olsa mümkün mü böyle birşey? Merkezden havaalanına gidicem deee check in yapıcam daa....Tabii ki havaalanına giden tren tam vaktinde geldi, tam vaktinde havaalanında oldu, zırt diye online check-inimi yaptım havaalanındaki kioskta ve ta taaammm işte uçaktayım:)


 İşte bu da ansızın gelişen bir seyahat fikri ve sonuç kardeşle başbaşa keyifli birkaç gün. Eskiden sorsalar dünyada gitmek istediğin 10 yer neresi diye "İsviçre" veya "Zürih" ilk 10'a giremezdi, ama gittim işte...demek ki hiçbir yer gidilmez veya gitmeye değmez değilmiş. Fırsatları tepmemek gerek hiçbir zaman...

İyi ki gittim o yemyeşil bayırları gördüm, koştum Heidi gibi hop zıp:) Kocaman "yaprak dökümü" ağacı altında göl manzarasında oturdum dinlendim, arkamdan inek gelir mi diye tırsarak:) Trenlere beleşe bindim ne yalan söyliyim, çok pahalıydı ve kimse kontrol etmiyordu:) Temiz düzenli sakin medeni ve zengin bir hayat nasıl olurmuş gördüm. Gelişmiş olmanın yeşili bitirmek ve betonlaşmak olmadığını bir kez daha anladım. İnsanın her zaman en iyisini hakettiğini ama bunu yaparken doğanın dengesini altüst etmemek gerektiğini de...

Darısı çocuklarımızın başına, bu güzel ülkede İsviçre tadında yaşarlar umarım bir gün...

2 yorum:

ALIŞVERİŞ CİNİ dedi ki...

Çok güzel bi gezi ve gezi yazısı olmuş :) Ağustos'ta hem de tam festival zamanı gidince Zürih'in tadı bambaşka olmuştur eminim, biz gittiğimizde çok daha sakindi. Ama sütten ağzım yandığı için söylüyorum bence o tren/otobüs biletlerinden almadan hiçbir şeye binmemeli :)

Ceylan dedi ki...

Blogu epey ihml etmişim sanırım, yorumu şimdi gördüm:(
Evet bizimki acemi şansıydı sanırım, yapmamak lazım...

Yorum Gönder