Silivri, alisveris turu ve tatil planlari!

Bu haftasonu Silivri`deydik. Deniz, mangal ve parmak arasi terlikle tatil modunu yakaladik Murat`la...

Aslinda hayatima evlendikten sonra girdi Silivri; ama kolayca alistim her yaz 1-2 haftasonu gittigimiz, tatli insanlarla guzel sohbetler edip iskele geyikleri yaptigimiz bu mekana...Biraz da aslinda kendi Altinova ozlemimi gideriyorum sanirim. Asla yerini tutmaz ama ise yariyor...

Fotograf makinesini evde unuttugum icin iste size eski bir foto! (2009)
Silivri donusu Boyner`in Hangar Outlet magazasina ugradik. Beymen`den cooook ucuza birkac parca kapattim, yine yari fiyatina bir Nike aldim v.s. Hayli uygundu fiyatlar. Yakın olanlar ugrasınlar illa ki!
Gelgelelim tatil planlarina:) Planli-programli, hatta bu konuda takintili bir insan olan kocaciim ve giderek ona benzemeye baslayan ben, bu sene aslinda tatil yapmayi dusunemedik. Malum yeni ise girdim, izin alamam herhalde derken; mustesna patronum patlatti bana bi izin:) Onceden planlamadigimiz bu durum karsisinda afalladik tabii. N`apsak ne etsek derken; Bozacaada-Assos dedik; ben ufak tefek arastirdim. (Rengigül Pansiyon, Carpediem Bungalow, Capraz Otel, Aral Tatıl Cıftlıgı yaladım yuttum aslında ınternetten:)) Amaaa tatil haftasi geldi catti ne rezervasyon ne bisey...Dun aksam aradim tum tavsiye edilen yerleri her yer full...
Eee super (!)
En son Murat; "Askim arabada yatariz n`olcak" diyordu kiii...

Umutsuzca tavan yapmis otel fiyatlarinin arasinda gezinirken internette; birden ekranin sag yaninda bir banner gozume carpti. Ustunde de Ibrahim Tatlises:P Ne alakaysa tikladim! (Allah`in isi diyorum...)
Ve ve ve...
Cumartesi cok uygun bir fiyata Kibris`a ucuyoruz! Detaylar donunce, gunesli manzaralar ve gulen gozler esliginde paylasilacak:)
Yarin Cranberries konseri var; heyecanliyim cok. Dolores`i canli dinleyecegim...Bryan Adams ve Bon Jovi`yi de bir vakit izlersem daha da bisey istemem...

Ne kadar karisik bir yazi oldu ya.. Kafam cok daginik toparlayamiyorum...Sanirim bu tatile gercekten ihtiyacim var!
Offff hayat cok zor :) demek istiyorum sezlongda uzanirken:)
Bir de o resimlerdeki upuzuuuuuun iskeleden kosup copppp diye atlıycam Akdeniz'e...
Terlıklerımden flip flop sesler çıkartarak yürüycem ve kafama tek birşey bile takmiycam!!!!

Sevgiler,

İstanbul'da bir haftasonu ve Body Worlds turu

Bu satırları sıcak evimin serin ve sevimli balkonundan yazıyorum...Etrafımda rengarenk saksılarında çiçeklerim, pembe şirin fenerim, mavi örtülü yuvarlak masam havada yaz kokusu, keyfime diyecek yok:)

Bu cumartesi hava fenaydı İstanbul'da. Ben zaten bütün gün evde olmak zorunda olduğumdan hiç dert etmedim bu durumu. Akşama misafirleri olan her hamarat kadın gibi mutfaktan salona koşturdum durdum bütün gün, ama keyifle...

Dehşet bi limonlu cheesecake yaptım aslında cumartesi günü ama unuttum fotoğraflamayı. Kalsiyum deposu bişey oldu. Hiç tarif falan veremicem ama merak edenler Pelin'in Pastanesi'nden bakabilirler. Harfiyen uyguladım tarifi, sadece 22 cmlik kalıp kullandım. Yorumum peynirin fazla olduğu, zira hayli kalın oldu benimki...


Pazar günü güneşli güzel bir gündü...Sabah sıkı bir kahvaltının ardından önce Kanyon'a gittik Murat'la...Etkinlik alanında ATLITUR varmış Temmuz ayında, sevimli minikler sevimli atlara biniyordu. Kanyon'da kısa bir gezinti ve yaz ucuzluğundan kaptığım bir trençkot ile napsak diye kara kara düşünürken, aklımıza uzun zamandır medyada sıkça yer alan, bloglarda bahsedilen, dillerde dolanan Body Worlds geldi. Çıkınca anladık ki konuşulduğu kadar varmış.



Karaköy'de İstanbul Modern'in hemen yanındaki Antrepo'da kurulan sergi 17 Aralık'a kadar İstanbul'da. "Kadavra madavra aman iğrenirim" falan demeyin sakın! Plastinasyon denen bir teknikle katılaştırılan bedenler ki her biri için iki yılı bulan çalışmalar yapılıyormuş, gerçekten inanılmaz! Gezerken bu kadar muhteşem bir bedene sahip olduğum için Yaradan'a şükrettim ve gerçekten bu dünyanın gelmiş geçmiş en büyük eseri olan insan bedenini ancak çook büyük bir gücün yaratabileceğine inandım, resmen iman tazeledim!

Embriyodan , enfekte olmuş bir akciğere; şaha kalkmış kocaman bir attan uzun boyunlu zürafa bedenine kadar neler gördüm neler... Dikkatle incelendiğinde bütün bir yıl işlenen biyoloji dersinden daha faydalı olacağına inanıyorum bu serginin. Girişler 25 TL, öğrenci 21TL. 10 kişilik gruplara ekstra indirim var. İster kapıdan ister Biletix'den alabilirsiniz biletlerinizi.

Murat'la bu etkileyici geziden sonra İstanbul Modern'in cafesine bir uğradık. Gezimizi güzel bir sufle ve soğuk bir bira ile tatlandırıp serinlettikten sonra; yüzümüzde bir tebessümle köprü trafiğinin içinde şehre karıştık...

Organikanyon

Organikanyon Kanyon'un yeni açılan organik pazarı...Her cuma Kanyon'un en alt katında, Starbucks'ın önünde kuruluyor.

Ben her cuma şöyle bir bakıyorum ne var ne yok diye. Her hafta yöresinden, tam da olması gerektiği gibi mevsiminde taptaze ürünler oluyor. Ayrıca organik giysiler (bugün çok şeker zıbınlar vardı), temizlik ürünleri, undan bala , peynirden yoğurda, baharattan çaya ne ararsanız var. Tüm ürünlerin sertifikaları asılı duvarlarda.

Ben geçen hafta biber aldım, cumartesi kahvaltıda yedik çıtır çıtır:) Bebeği çorba içmeye yeni başlayan arkadaşlarım doktor tavsiyesi ile organik sebze çorbası yapmak için alışveriş yapıyorlar buradan.
Cuma günleri Levent'e yolu düşenlere, plazalarda çalışıp doğala hasret yaşayanlara şiddetle tavsiye ederim.

Evde ekmek denemelerim


Çalışmadığım dönemde evde en çok vakit geçirdiğim yer mutfaktı. Küçük ama sevimli mutfağımda Home TV şeflerinden öğrendiğim farklı tatları denedim; yedim, yedirdim, eğlendim.

Çalışmaya başlayınca durum tersine döndü tabii. Artık en çok su içmek için giriyorum mutfağa:)

Yine de bazen hamaratlığım tutmuyor değil. Hele kocacım benden bir şey istesin, atarım kendimi mutfağa dayanamam. Ne de olsa ben, gecenin köründe yumurta kırılan, helva kavrulan, arabaşı yenen Çalıkuşu ailesinin neferiyim:)

Nitekim böyle günlerden bir gün, dün akşam tam da ayacıklarımı uzatmış TV önüne kurulmuşken, Murat "Ceylan, bi ekmek yap da yarın işe götüreyim sabah taze taze" dedi. Bir süre önce denedim ilk kez evde ekmek yapmayı, öyle ekmek makinem falan da yok. Sinangil'in tam tahıllı ekmek unundan yapmıştım, tam tetamatıyla olmuştu ekmeğim. Bunun bir şans olmadığını dün geceki başarılı süreç sonunda pofur pofur kabaran ekmeğimle de görmüş oldum:)

Bir dahaki sefere, bu öğlen Kanyon Sosa'da lezzetine doyamadan yediğim zeytin tadında ekmeklerden yapmayı düşünüyorum. Sanırım içine biraz zeytin yağı ve zeytin ezmesi ile bu işi kotarırım...

Siz de benim gibi ekmeksiz doymayanlardansanız, bir de kendi ekmeğinizi deneyin derim...

Afiyet olsun...

Kireçburnunda balık ziyafeti...


Geçenlerde havanın sıcak olduğu bir pazar, Kanyon'da Caz Havası'nda Kerem Görsev'i dinledikten sonra, kuzen Gülşah ben ve Murat sahilde balık yiyelim dedik. Sahilde İstinye'den itibaren bildiğim tüm lezzet duraklarını arabayı park edecek yer bulamamız nedeniyle geçtiğimizden, son şansımız olan Kireçburnu'na geldiğimizde arabayı denize atıp yemek yemeye koşacak kadar açtık:)
Hazır aklıma Yeşim Ablam'ın bizi yıllar önce götürdüğü Tarihi Ali Baba Balık Lokantası da gelmişken, kocacım sonunda bir park yeri buldu ve geçmişte damağımda iz bırakan bu yeri tekrar keşvettik.
Açık hava iştahımızı iyice açtı, kuzenciğimle muhabbet eşliğinde balıklar boğazımızdan yuvarlandı. Balığımız çok lezzetli ve tazeydi. Ayrıca biz sonradan farkettik ama, meğer otoparkı da varmış lokantanın:) Daha sık tekrarlanması gereken güzel bir Pazar işte böyle geçti.
Balığı çok seven ama benim gibi pişirmeye üşenenlere; ne kadar faydalı olduğunu bir kere daha hatırlatıyor; Kireçburnu'na yolu düşenlere Tarihi Ali Baba Balık Lokantası'nı şiddetle tavsiye ediyorum:)

Vaniköy manzarasında bir akşam...

Bugün bütün gün ev temizliği ve yazlık kıyafetlerin dolaplara yerleştirilmesi ile geçti sayılır. Öğleden sonra biraz işle ilgili mail trafiğinden sonra attık kendimizi dışarı Murat'la...

Spora başlamaya karar verdik, gittik görüştük biyerle...Pazartesi başlıyoruz. Bakalım vucudum kendimi ne zaman toparlayacak; acele etse iyi olur çünkü Murat Michelin lastiğinin karakterine benzetmeye başladı beni:P Gideceğimiz yer Ataşehir'de...My Club diye bir yer...Yorumlarımı haftaya yaparım artık...


İşte bugün tüm bu işlerden sonra deniz kenarına gidip biraz hava alalım dedik. Trafikten kaçmaya çalışarak Murat tarafından geçmişte keşfedilen yollardan geçip kendimizi Vaniköy'e attık. Orası neresi dediğiniz duyar gibiyim, benim de bugüne kadar bi fikrim yoktu. Çengelköy ile Kandilli arasında deniz kenarında bir semtimiz:) Çengelköy tıklımtıkış olunca biraz daha gidelim dedik. Biraz gidince deniz kenarında bir çay bahçesi keşfettik. Adı: Alperenler . Manzara süper, 1. köprüyü tam karşıdan görüyor. Çok kalabalık değil, ikinci sırada bir masaya oturduk. Baskıcı garsonlar yok, birşey içmediğin zaman tepende dikilmiyorlar. İnsanlar ellerinde kitapları, laptopları takılıyorlardı rahat rahat. Biz biraz manzara seyri, biraz sohbet üstüne; birer porsiyon köfteyi mideye indirip, çaylarımızı da hüplettikten sonra, Eurovision izlemek için hızla eve geldik.

Biraz önce bitti performansları. Manga'nın şarkısını naçizane bir dinleyici olarak beğenmesem de, Türkiye'yi güzel şekilde temsil ettiklerini düşünüyorum. Umarım emeklerinin karşılığını alırlar.

Yarın, 30 Mayıs Pazar günü Saat 13'de Kanyon'da Kerem Görsev Trio var. Haberiniz olsun, ben ordayım...

Güzel bir akşam, Eurovision'da iyi bir derece ve güneşli bir Pazar diliyorum herkese:)

Bolu'da mangal ve hamam keyfi...


Haftasonuna keyifli bir yemekle Pizzeria Pidos'ta başlayınca, devamı da keyifli geçti... Cumartesi sabah arkadaşlarımız Aslı ve Okan'la düştük yollara. İstikamet Bolu'ydu.

Kahvaltımızı, Sapanca'da Şenay Abla'nın Mutfağı'nda; birbirinden lezzetli gözlemeler ve çiğ börekle yaptıktan sonra, öğleden sonra Bolu'da Karacasu Küçük Kaplıca Tesisleri'ne yerleştik. İki katlı küçük dublex bir dairede, kocamaaan bir küveti olan hamam-banyosu, oturma odası mutfağı ve iki yatak odası ile haftasonumuz için biçilmiş kaftandı.

Bolu Migros'tan yapılan alışverişimizin ardından, portatif mangalımız ve etlerimizle kendimizi Gölcük'e attık. Geçen yıl Abant'ı da görmüş olan ben, Gölcük'ü başka bir sevdim. Daha küçük, yanlız bir gölcük işte. Nasıl sevmiyim?

Gittiğimizde 3-5 aile kalmıştı zaten, biz ayrılırken neredeyse hava karardığından kimsecikler yoktu. Sessiz keyifli masalımsı manzaralı ve lezzeti içinde saklı bir öğleden sonraydı.

Akşam, erkekler otelde bilardo ve masa tenisi oynayarak çocukluk günlerine döndü; biz hanımlar çay içtik tavla oynadık. Saat 10 olduğunda herkes yorgunluktan salonda birer koltukta sızmıştı:)

Sabah başka bir heyecanla uyandık erkenden. Saat 7'de termal hamama kimseler girmeden gitmeliydik. Fakat planlar suya düştü, 7:30 da gitmemize rağmen oldukça kalabalıktı hamam. Aslı'yla memleketimden teyze manzaraları ile dolu hamamda, gülüşe gülüşe yıllanmış kirlerimizden arındık:) Hamamcı teyzenin maharetli ellerine bıraktık kendimizi. Bayıltan sıcak ve neme dayanabildiğimiz kadar dayandık.

Otelde kahvaltımızı yapıp yine düştük yollara Yedigöller'e gitmek için; ama ne yazık, kar yolları kapatmış, yolun yarısından geri dönmek zorunda kaldık:( Bolu'ya gitmek için bir sebep daha...

Güzel bir haftasonu geçirdik, bir daha ne zaman hamama giderim bilmem; ama gördüğüm yeşil tonları ve güzelim ağaçların büyüsü eminim beni bir daha çağırır.

Kısaca Bolu'ya bir daha gidilir:)

Gundemim: Saglik ve beslenme!

Birkac aydir evin keyfini suruyorum. Keyif suruyorum derken abarttim... vakit bol olunca yapilan pastalar, aksam can cekince kavrulan helval...