20 Ekim 2009 Salı

Paintball ne eğlenceliymiş!

Geçtiğimiz cumartesi Kilyos yollarındaydık. Murat'ın iş yerinin organizasyonu ile Kilyos'ta bulunan Akay Paintball'a gittik, çok eğlendik.

Avrupa yakasında Levent-Maslak üzerinden bir otobüs insan düştük Kilyos yollarına... Sevimli şöförümüz Deniz, bizi uçurdu Kilyos'a sağolsun:) Beşiktaş'tan yaklaşık 40 dk sürdü gidişimiz.

Yolculuk keyifliydi. Ormanın içinde kıvrılan yollarda, muhabbet eşliğinde vardık farkına bile varmadan. Daha önce Solar Beach'e yüzmeye giderken de bu yolu kullanmıştık. Yol üzerinde piknik ve kendin pişir kendin ye tesisleri de var. Akay Painball'a, Kilyos Mezarlığı'nın kapısının tam karşısındaki toprak yoldan ulaşılıyor. Araba ile ulaşım rahat, park yeri sorunu mu? O da ne? Her yer çayır çimen:)

Paintball, Hollywood filmlerinden aklımda kaldığı kadarı ile renkli boya dolu minik topların-mermilerin özel silahlarla rakip takım oyuncularına sıkıldığı bir mücadeleydi. Biraz maskülen gibi gelse de, izlediğim filmde bir kız da oynuyordu ve renkli toplar beni de paintballa çekmişti açıkçası... Kilyos'ta ortam ve hava şartları başta yüzümü buruştursa ve toplarımızda sadece turuncu boya olsa da iki farklı rakiple oynadığımız oyunlardan, özellikle ikincisinden çok zevk aldım.

Bir önceki günden kalan yerdeki çamurlara, silahın ağırlığına ve arada bir takılmasına, gözlüklerimin sürekli buğulanmasına ve hakemlerin etkisizliğine rağmen güzel bir cumartesi geçirdik. Pazar günümüz ise rezaletti, vücudumdaki tüm kaslar sızım sızım sızladı tüm gün.
Son olarak; paintballu açık havada vakit geçirmeyi seven tüm sportif ve içindeki çocuğu oldürmemiş yetişkinlere öneriyorum.

Tavsiye edebileceklerim ise;
1. Boynunuzu ve başınızı korumak için bir bere ve bir şal-fular alın. Verdikleri şapka yetersiz kalıyor.
2. Eski bir bot veya boğazlı bir spor ayakkabı tercih edin. Ayakkabı çok kirleniyor.
3. Oyun sırasında içinize giymek için bir sweatshirt-tshirt ve bir eşofman altı bulundurun.
4. Yağmur sonrasında gitmeseniz iyi olur:)
5. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırın.

Renkli eğlenceler:)





















17 Ekim 2009 Cumartesi

Yaz tatillerimin değişmez mekanı: Altınova!

Kendimi bildim bileli her yaz Altınova’ya gideriz. Rakı Balık Ayvalık üçlüsünün kapsama alanına giren Altınova, hiç görmediğim Ahmet Dedem’in ailemize bir armağanı aslında. Onun yıllar önce yaptığı bir yatırım, her yaz ailemizin unutulmaz anılarının yegane mekanı… Nur içinde yatsın dedem benim...

Altınova, bereketli topraklar üzerine kurulu bir belde… İzmir ile Balıkesir sınırında Balıkesir tarafında yer alıyor. Hatta İzmir ile Balıkesir’i birbirinden ayıran Altınova Çayı bizim evimizden sadece birkaç km ileride denizle buluşuyor. İzmir’e 1.5 saat, Ayvalık’a 20 dk uzaklıkta. Tam karşında, yaklaşık 12 deniz mili açıkta Yunan adası Midilli bulunuyor. Gece karşı kıyıdaki ışıkları çok net görebiliyorsunuz, sanki bağırsanız sesinizi duyacaklar. İnsan anakaraya bu kadar yakın olan bir adanın hangi mantık çerçevesinde başka bir ülkeye ait olduğuna akıl erdiremiyor.

İşte bizim yazlık Altınova’da... Neler neler yaşandı o sitede… Eminim çocukluk yazlarını yazlık evlerde geçirenlerin hepsi anlıyordur beni…insanı gülümseten anılar şimdi hepsi... annem babam, babannem, halalarım, kuzenlerim, kardeşlerim, oradan buradan bulduğumuz yazlık evcillerimiz :P ile geçen güzel, çiçek kokulu, hafif rüzgarlı Altınova yazları:) Ekilen dikilen çiçekler, sürekli çim biçmeler, babamın bitmez tükenmez tamirat-boya işleri, "öğle uykusu şart mı , dondurmalı meyve salatası yapsak?" önermeleri, çamurdan pastalar, boncuktan dizilen bileklileri kaldırımda satmaya çalışmalar, küsmeler-barışmalar, uykumuz gelsin diye siteyi koşarak turlamalar, banyo sırası uğruna yapılan kavgalar, ilk iki tekerlekli bisiklet sürüşler, ilk kolluksuz yüzmeler, sebat tur korkusu, teras hayallerimiz, Bon Jovi eşliğinde yıldız kaydırmaca, kara kaplumbağasını denizde yüzdürmece,... daha kimbilir neler… bu liste uzar gider. Kısaca çok şey demek benim için Altınova. Ama sizin için somut özelliklerinden biraz bahsedeyim…

Altınova İstanbul’dan araba ile yaklaşık 7-8 saat sürüyor. Otobüs firmalarının çoğu götürüyor: Kamil Koç, Metro, Varan, Pamukkale… İzmir’den ise Sebat Tur 2 saatte getiriyor. İstanbul’dan gelirken; Topçular’dan Yalova’ya feribotla geçip, Bursa Balıkesir yolu üzerinden denize ulaşıyoruz. Edremit kavşağından güneye kıvrılıp Ayvalık’a doğru ilerliyoruz. Ayvalık’tan 16 km sonra sağ tarafta Altınova… Altınova merkezi denizden 2 km içeride, yazlık evlere Sahil Siteleri oklarını takip ederek ulaşıyoruz. Arabanız yoksa belediye otobüsleri 30dk-1 saat ara ile sahile indiriyor, taksi de var ayrıca.

Altınova’nın denizi çok güzeldir. Ne bayar sığlıktan insanı, bi yüzsek artık dersin; ne de ayakların kuma basmayı özler yüzerken. Çok kararındadır derinliği suların. Sahili ince kumdan oluşur. Düz bir ovadır adından da anlaşılacağı gibi ve deniz ile kıyı aynı seviyededir. Hatta her sene deniz biraz daha üstümüze geldiğinden “Yakında bizim evler yalı olacak be yav” der gülüşürüz her yaz:) İklimi tam Ege iklimidir, asla bayılmazsınız sıcaktan, hep tatlı bir rüzgar okşar saçınızı. Biz küçükken o okşamaların tokata dönüştüğü dönemleri hatırlar güleriz arada. Ketçap sıktığınızda yanınızdakinin tabağına gittiği, tabağınızı boş bıraktığınızda havalandığı dönemler yaşanmıştır:) Artık eskisi gibi olmuyor, iklimlerin değiştiği gerçeğine basit bir örnek... Sezonu Haziran'da açılır. 19 Mayıs'ta denize girilebilen yerlerden değildir. Eylül ayının çok güzel olduğu rivayet edilse de, bize daha nasip olmamıştır.


Altınova’nın bereketli topraklarına her türlü sebze meyve yetişir. Hatta her hanenin bir tarlacı teyze-amca takıntısı vardır. Biber illa x Teyze’nin tarlasından, domates y Amca’nınkinden alınır. Organik mi organik… Pamuk ve patates çok yetişir. Öyle ki patates böceğinin ne olduğunu Altınovalılar bilir:) Zeytin ve zeytinyağından bahsetmeme gerek yoktur herhalde…Altınova’dan getirdiğimiz zeytin yağını Komili zeytin yağının yanına koyduk ve koptuk resmen. Evdeki yağ, Altınova yağının yanında ayçiçeği yağı gibi kaldı renginden ötürü:)

Altınova’da öyle 4-5 yıldızlı otel yoktur. Tatilciler yazlık evleri tercih eder genellikle. Kendi evi olmayanlar bir haftadan bir sezona kadar yazlık evleri uygun fiyatlara kiralayabilirler. Sitelerin bekçileri kiralık evlerle ilgili bilgi sahibidir. Çok fazla site olduğundan, plansız bile gitseniz illaki bir ev bulursunuz. Bunlar dışında 3-4 tane pansiyon vardır. Kocacım Murat dahil bizim ailenin kızlarına tutulanlar, illaki birkaç gece konaklamıştır bu pansiyonlarda; malum yaz uzun, göz görmek ister …

Altınova merkezde Çarşamba günleri Pazar kurulur. Taze sebze meyveyi direkt üreticilerinden bulabilirsiniz. Sahil sitelerinin merkezinde Tansaş bulunur. Alışveriş buradan yapılır. Akşam 7’den sonra akşam pazarı kurulur. Tekstilden kitaba, terlikten ev eşyasına her şeyin bulunduğu pazar, bir akşam eğlencesidir. Çünkü akşamları Altınova’da yapılacak başka bir aktivite yoktur. Öyle gece kulübü, disco falan aramayın boş yere… Burası huzurlu ve sessiz bir tatil beldesi… Akşam yemeğinden sonra bir çok balkondan okey taşı şakırtıları gelir. Bazıları akşam yürüyüşüne çıkar, dondurma yer, bazıları da akşam pazarına gider. Denizle, bahçeyle geçen günlerin akşamları da böyle geçer bizde…

Altınova’ya özel bir yemek bilmiyorum; ama sadece Altınova’da yediğim, çarşıda küçük arabalarda satılan börek bir Altınova klasiğidir. Genelde kamyoncular kahvesi tabir edilen otogarın yanındaki kahvenin önünde olur börek arabası. Sıcak ve yağlı kıymalı bir börek kankırmızı çay eşliğinde yenir ve uzaklardan gelen misafirler beklenir garda.

Altınova’ya en yakın gezilebilecek yerler; Ayvalık ve Dikili. İkisinde de yapılacak bir sürü şey var, birer gün geçirilebilir rahatlıkla. Üstelik günlük tekne turlarına da katılınabilir. Ayvalık’a sürekli minibüs var Altınova merkezden. Tarih ve arkeoloji sevenler Bergama'ya gidip antik kenti gezebilir. Bu yolculuk da arabayla 45 dk sürer.

Altınova’da benim en sevdiğim şeyler; güneşin batışı, havasının güzelliği, insanı asla terletmeyen tatlı sert rüzgarıdır… Ve tabi canım ailemle birlikte olmak…

İşte benim kalemimden kısaca Altınova…

14 Ekim 2009 Çarşamba

Konya içinde değil, yeşil içinde Konya'm!


Hala bu sloganı kullanıyor mu belediye bilemem; ama hayatımın Konya'da geçen döneminde başımı çevirdiğim yerde bu yazıyı okur ve "ne güzel ya" diye düşünürdüm hep:)

En güzeli, gezdiğim yerler ile ilgili yazmaya memleketim Konya'dan başlamak diye düşündüm. Çok vefalıyımdır.

1995 yılında ben 11 yaşımdayken taşındık bu güzel şehre. İçinde yaşarken pek farketmesem de güzelliğini, çok özlerim hep; kim bilir belki şehrin kendisinden, belki ordaki geçmişimden veya ailemin orda oluşundan...

Herneyse, Konya bilindiği gibi Anadolu'nun göbeğinde, ülkemin en geniş şehri, tahıl ambarı... Taa tarih öncesi döneme ait buluntulara rastlanabilen Konya, Anadolu Selçuklular ve sonra Karamanoğulları beyliğine başkentlik yapmış. Bu nedenle birçoklarının ilgisini çekebilecek tarihi yapı-yere ev sahipliği yapıyor. Bunların en bilineni, tarihi olmasının yanında felsefi bir önemi olan düşünür Mevlana Celalettin Rumi'nin Konya'da yaşamış olması ve ebedi ikametgahının da Konya'da bulunması.

Konya bir büyükşehir; Meram, Selçuklu ve Karatay olmak üzere üç belediyeden oluşuyor. Tarım kadar sanayi de son yıllarda inanılmaz ilerledi. Aynı zamanda bir üniversite şehri...

Gelelim ben Konya'ya nasıl giderim, gidince ne yaparım ve size ne tavsiye ederime...

İstanbul'dan Konya'ya tren, otobüs veya uçakla gidebilirsiniz. Ben genelde otobüsle gitsem de, işli olduğum dönemde paraya kıyıp uçakla gittiğim olmuştur (45dk sürer). Ne yazık ki sadece THY'nın uçuşu olduğundan, bilet fiyatları en son 200 TL'lerde uçuyordu. Bohemliğimin doruk noktalara ulaştığı dönemlerde treni seçtiğim de olmuştur (12 saat sürer). Tren bileri 30 TL civarında, Meram Expresi direkt Konya'ya gider. Bir de Konya'dan geçip doğu'ya veya güneye giden trenler var; ama en iyisi Meram'dır. Otobüs yolculuğu ise Ulusoy, Metro, Özkaymak, Kontur, Konset v.b. firmalar ile 8-9 saat sürer ve 50 TL ücretlidir. Ben genelde yerel bir firma olan Özkaymak'ı tercih ederim. Konset'le de gittim gayet başarılı. Ulusoy zaten standart bir kaliteye sahiptir herhalde(!)...(en son kardeşim 12 saatte gitti, bilemiyorum...) Araba ile gidildiğinde, arabayı babam veya eşim kullanıyorsa 6,5 saate kadar indiği görülmüştür. Yolun Ankara'ya kadar olan kısmı otoyol, Ankara-Konya arası yolun ise tamamı çift yoldur (ama yol çalışması hiç bitmez, illa 20-30 km tek şerit gidilir).

Konya'ya geldik. E nerde kalıcaz? Ben ve bana takılanlar rahat, diğerleri turistik bir bölge olduğundan kaliteli otel bulmakta zorlanmaz. Şehrin yaklaşık 15 km dışında Rixos var, 25 katlı kocaman güzel bir oteldir kendisi.Ama çok şehir dışındadır. İlla 5 yıldız istiyorum diyenlere Dedeman'ı tavsiye ederim, merkeze çok daha yakındır. 5 yıldızlılar dışında Özkaymak Otel, Bera Otel gibi oteller bulunur. Özkaymak'ı bilmiyorum ama Bera'da alkol alınmıyordu sanırım:) Bunlar dışında çok daha ucuza konaklanabilen Öğretmenevi, Orduevi ve Hekimevi gibi opsiyonlar var tabi...

Gittik, akşam için bir barınak da bulduk, karnımızı doyuralım. Genel olarak etliekmek olarak bilinen pidesi yenmeden olmaz. Etliekmek, bir nevi kıymalı açık, ince pide. Eğer kıyma yerine kuşbaşının bıçakla inceltilmiş hali kullanılırsa bıçakarası olur. Eğer kıymaya peynir karışırsa mevlana olur. Hepsine bayılırım afiyetle yerim:) Bir de saçarası veya saç böreği denen bir hamurişi vardır. Hamur yufka gibi açılır, içine kıymalı, peynirli, sucuklu, pırasalı, patatesli...iç konur, yarım daire olacak şekilde kapatılıp saç üstünde pişirilir. Yengem yapar ben yerim, pırasalısına hastayım:) Tandır kebabı vardır, kuzu eti yumuşacık pişirilir tandırda, yağlı olur, güzeldir de benim aram yoktur pek. Bamya çorbası yine geleneksel mutfağımızın baş köşesinde olup benim haz etmediğim bir lezzettir, malum yağlıdır genelde:) Tabi sadece bunlar değil, bana bile kısmet olmayan bir sürü yemek var. Ama höşmerimden bahsetmeden geçemem. Bilinenden farklı olarak bizde höşmerim kaymakla unun iyice kavrulması sonrasında üzerine bal dökülerek yenen, yine yengemin her gidişimde yaptığı, 3 kaşıktan fazlası adamı bayıltan mükemmel bişidir:) Son olarak düğün yemeğinden bahsedeceğim ama bunun detaylarına sonra inmeliyim, malum kendisi Pazar sabahlarımızın yegane eğlencesidir, herkese de nasip olmaaaz:) Pilavlı, çorbalı, etli, tatlılı bir sofrayı pazar sabahı 9 ila 11 arası, “buyur”, “yiyin” ve askere gitmeyen erkeklere “oğlum sen askere gitcen, yi” komutları ile mideye indirmekten ibaret sanmayın, çok keyiflidir:)


Karnımız da doyduğuna göre biraz da gezelim. Konya'nın göbeğinde Alaattin Tepesi vardır. Malum dümdüzdür Konya, ne bir yokuş ne bir iniş...Babannem derki "eskiden Alaattin dımdızlak ortalıktaydı, heryerden bakınca görülürdü." Şimdilerde yükselen binalar ve enine boyuna genişleyen şehir nedeni ile heryerden görünmese de şehrin merkezi hala… Alaattin Tepesi’nin etrafında biryerdeyseniz Mevlana, Zafer Meydanı, Atatürk Anıtı, Form, Fuar gibi yerlere yakınsınızdır. Mevlana Müzesi, Alaattin Cami, İnce Minare Müzesi, Taş ve Ahşap Eserler Müzesi, Çini Eserler Müzesi v.b. yerleri gezebilirsiniz. Hatta bir tarihseverseniz gezilebilecek çok sayıda yer vardır. Bakınız: http://www.kultur.gov.tr/

Gitmeden birkaç hatıra almak isteyenler Mevlana yolundan alışveriş yapabilirler. Ben son gittiğimde Sırçalı Sanat’ın mağazasından bir biblo aldım ve salonumun baş köşesine koydum. Kimse kısıtlı vaktini bir AVM’de öldürmek istemese de... alışveriş merkezi tutkunları için ise adres Kule Site, tramvay ile gidilebilen klasik bir AVM.

Şimdi biraz merkezden uzaklaşıp kafamızı dinleyelim yahu… Şöyle yeşillik olsun, biraz şırıltı, biraz da çitlek. Eveettt Meram’a gidiyoruz, hani şu “yer ki Meram Bağıdır” der Sezen şarkısında, işte oraya… Meram Aydın Çavuş’ta dere kenarında etliekmek yemek, saç böreği yemek, çay içerek çekirdek çitlemek mümkün… Ben pek severim:)

Bu yazıda Konya’ya bir girdik çıktık. Ama asıl anlatılması gereken; adetleri, dili, genel anlamda kültürü Konya’nın. Şimdiye dek öğrenebildiğim kadarını vakit buldukça yazarım. Ve tabii diğer gezdiğim ve gezmeyi planladığım İvriz, Çatahöyük, Mevlana ve çevresi, Kapı Cami ve çevresi v.b. yerlerin de detaylarına girmek gerek. Anlatacak çok şey var…

9 Ekim 2009 Cuma


Kimse Okumazsa Ben Okurum:)

Ayse Arman'ın bir kitabı vardı: "Kimse okumazsa ben okurum!" diye...
O misal başlıyorum ben de yazmaya; ama bir yandan da tedirgin miyim ne bu durumdan :/

Neyse ben bir başlayayım da, en azından aklımın çekmecelerindeki dosyalar bir düzene girsin...

Adından da anlaşılacağı gibi, bu bir yol blogu...
Gezdiklerim; gezerken gördüklerim, yediklerim, duyduklarım, kokladıklarım, dokunduklarım ve hissettiklerimle ilgili...

Sürekli olması ve bana yeni yerler kesfetmek adına şevk vermesi dileğiyle...

Haydi bakalım vira :)